Aile Konutu Devri İptali Davasında İspat Yükü ve Sonuçları

0
44
Bu yazıya puan ver

Aile Konutu Devri İptali Davasında İspat Yükü ve Sonuçları

Aile konutunun devrinin iptali davasında ispat yükü ve sonuçlarını bu bölümde inceleyeceğiz.

Genel Olarak

Aile konutunun devrine ilişkin işlem malik olmayan eşin açık rızası alınmadan yapılmış olsa bile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında (YHGK, 04.10.2006, E: 2006/2-591, K. 2006/624) iyiniyetli üçüncü kişinin kazanmamın korunması görüşünde olduğu için ispat yükü davacı malik olmayan eştedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun görüşünün kadının (Ülkemizde tapu kayıtlarının ezici çoğunluğunun erkekler üzerinde olduğu gerçeği karşısında kadın sözcüğü bilinçli olarak kullanılmıştır) (Davacı- malik olmayan-rızası alınmayan eş) durumunu iyice güçleştirdiği görülmektedir. Rıza alınmadan yapılan devir işleminin kesin hükümsüz olduğu gerçeği karşısında kadına kanıtlama kolaylığı getirmek yerine bir de işlem tarafı üçüncü kişinin kötü niyetini kanıtlama külfeti ile yüklendirilmesi Aile Hukuku Normunun koruma amacı ile de doğrusu bağdaşmamaktadır. (Alıntı Kaynak: ŞIPKA, s. 160)

Kanıtlama külfetinden kurtulmanın yolunun ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 194 f. III hükmünde yer alan şerhin varlığına bağlı kılınması bu şerhi açıklayıcı şerhten kurucu şerh konumuna getirdiği/yükselttiği gibi, şerhin yokluğunda ise uygulamadaki bariz ispat zorluğu dikkate alındığında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 194 hükmünün uygulanamamazlık anlamında ölümü sonucunu doğurmaktadır.

Ülkemizde tapu kayıtlarının ezici çoğunluğunun erkekler üzerinde olduğu gerçeğinden (Bu gerçek, farkında olunmamakla/görmezden gelinmekle maalesef yok olmamaktadır.) konuya baktığımızda karşılaşılan manzara hiç de iç açıcı değildir. Önce mal rejimleri konusunda sözleşme yükü (4722 SK m. 10) altına sokulmuş olan kadınların bu kez de aile konutu (TMK m, 194) koruması için şerh yükü/ kanıtlama yükü altına konulduğu gözlenmektedir.

Bir an için akla gelebilecek “Aile konutu şerhi olmazsa/davalının iyiniyeti görmezden gelinirse mülkiyet ediniminde kaos olur” düşüncesi bile aile konutu şerhi gibi bir müesseseden yoksun İsviçre uygulamasında sanıldığı gibi bir kaos da yaşanmamış olması gerçeği karşısında inandırıcı değildir.

Davacı kadının iyiniyeti/barınma hakkı/Kanunun koruma amacı ve hedefi/emredici yasal düzenleme ise işlem tarafı üçüncü kişinin iyiniyetine/yolsuz tescile tercih edilmektedir.

Karısının rızasını almayan (TMK m. 194 f. II), rızanın verilmeyişinden rahatsız olup ta hakimin müdahalesini talep etmeyen (TMK m. 194 f. II) başka bir anlatımla diğer eşin izni ve hakimin yetkilendirmesi olmaksızın adeta 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda yer alan düzenlemeleri “hiçe sayan “umursamayan” erkek eş bu davada seyirci statüsünde kalmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 194 hükmünü yok sayan ve karısını onun rızasını almadan/almayarak açık seçik/bilerek ve isteyerek mağdur eden koca eşini tebessümle izlemektedir.

Koca, mağdur karısının üçüncü kişinin kötüniyetini ispatlayıp ispatlayamayacağı yönünde bu davayı “sanki davanın tarafı değilmiş/sanki çekişmeyi kendisi değil de karısı çıkarmış gibi” sadece dışarıdan İzlemektedir/izlemiştir.

Buna karşılık kadın ise; gerçekleştirilen işlemlere hiçbir katılımı bulunmadığı halde yokluğunda yapılmış hukuki işlemde rızasının alınmaması sanki geçerli ve meşru imişcesine ispat yükü altına konulmuştur.

Başka bir anlatımla kadın (Davacı- malik olmayan-rızası alınmayan eş) ortada geçerli bir hukuki İşlem varmışçasına hiç tanımadığı, çoğunlukla da tanımasının peşinen olanaksız olduğu işlem tarafı insanların/kişilerin kötüniyetini (TMK m. 1023) kanıtlamak zorunda bırakılmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki davacı tapu iptal ve tescil isteğine yönelik talebini atiye bırakmışsa taraflar arasında kesin hüküm oluşturacak şekilde ret hükmü kurulamaz.

“..Davacı kadın tapu iptal ve tescil isteğine yönelik talebini 13.9.2007 günlü celsede verdiği dilekçesi ile atiye bırakmıştır. Bu konuda bir karar vermek gerekirken taraftar arasında kesin hüküm oluşturacak şekilde ret hükmü kurulmuş olması da isabetsizdir.” Y2HD, 10.02.2009, 2***7-1***4

Sonuçları

Tapu kaydı iptal edilen üçüncü kişi, eşinin rızası almadan devredene karşı “tazminat davası” açabilir.

Bir başka anlatımla satın aldığı evi / taşınmazı aile konutu olması nedeni ile satışın iptal edilmesi nedeni ile zarara uğrayan kişi kendisine evi satana karşı “Tazminat Davası” açabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here