Aile Konutunda Uygulama Kapsamında Kalanlar

0
259

Aile Konutunda Uygulama Kapsamında Kalanlar

Aile konutu düzenlemesi / Aile Konutu hükümleri;

  • Bütün evliliklerde uygulanır
  • Terk halinde de uygulanır
  • Birlikte yaşamaya ara verilse de uygulanır
  • Boşanma veya evliliğin iptali davası açılsa da uygulanır
  • Ayrılık kararı verilse de uygulanır
  • Konuttan uzaklaştırma olsa da uygulanır

Bütün Evliliklerde Uygulanır

4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun m. 9 f. IV hükmüne göre Türk Medeni Kanununun evliliğin genel hükümlerine ilişkin düzenlemeleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan evlilikler hakkında da geçerlidir.

O halde TMK. m. 185-201 arasında düzenlenen evliliğin genel hükümleri arasında yer alan aile konutuna ilişkin hükümler Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan evlilikler hakkında da geçerlidir.

Terk Halinde de Uygulanır

Eşlerden birinin aile konutu şerhi verilmiş konutu daha sonra terk etmesi, o konutun aile konutu olma niteliğini ortadan kaldırmaz.

“….Tarafların boşanma öncesi ve davalının müşterek konutu terk etmesinden önce çocukları ile birlikte, aile konutu şerhi verilen taşınmazda birlikteliği sürdürmüşlerdir. Davalının daha sonra konutu terki, konutu aile konutu olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Toplanan delillerle de konutun aile konutu olduğu belirlendiğinden (TMK. md. 186, 194 ) davanın reddi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” Y2HD, 26.05.2004, 5***3-6***1

“…Medeni Kanunun 194/1. maddesi; eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile kira sözleşmesini feshedemeyeceğini, aile konutunu devredemeyeceğini veya aile konutu üzerindeki haklarını sınırlayamayacağını hükme bağlamıştır. Davanın konusunu oluşturan, davacı adına kayıtlı 3 numaralı bağımsız bölüm üzerine 18.10.2002 tarihinde aile konutu şerhi konulmuştur. Taraflar arasında evlilik birliğinin hukuken devam ettiği anlaşılmaktadır. Davacı aile konutu şerhinin kaldırılmasını haklı kılan bir delil getirememiştir. Eşlerin iki yıl fiilen ayrı yaşamaları başlı başına şerhin kaldırılmasını gerektirmez. Davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD, 23.05.2005, 5***8-7***0

“..Dava konusu taşınmaz, davacı Medine’nin kayınbabası Yusuf adına kayıtlı iken, Yusufun 1994’te Ölümü ile mirasçılarına intikal etmiş, mirasçılar taşınmazı 19.3.2007 tarihinde tapuda kendi adlarına intikal ettirerek, aynı tarihte elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete çevirmişler, bunun sonucunda taşınmazın 3/4 payı davalı Hüsnü adına, 1/4 payı da müteveffanın eşi Hikmet adına paylı olarak tescil edilmiş, taşınmazda 3/4 pay sahibi olan Hüsnü, bu payını 26.3.2007 tarihinde annesi diğer paydaş Hikmet’e tapuda yapılan işlemle satış yoluyla temlik etmiştir. Böylece davacı-davalı Hikmet 26,3.2007 tarihinde taşınmazın tamamına sahip olmuştur. Davacı Medine 19.6.2007 tarihinde aile mahkemesinde açtığı dava ile; 3/4 payın kocası tarafından kayınvalidesi Hikmet’e devrinin muvazaalı olduğunu, rızası alınmadan gerçekleştirildiğini ileri sürdüğüne göre, davacının bu payla ilgili iptal ve tescil isteği Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesine dayanmaktadır. Yapılan soruşturma ve  toplanan delillerden taşınmazın davacı Medine İle davalı Hüsnü-nün aile konutu olarak kullanıldığı, intikalden sonra taşınmazda pay çoğunluğunun davalı Hüsnü’de olduğu, davalı Hüsnü’nün konutu beş altı yıl önce terk ederek annesiyle birlikte başka bir yere gittiği ve taşınmazda halen davacı Medine İle çocuklarının oturduğu, taşınmazın eşlerin aile konutu olarak kullanılma vasfının devam ettiği anlaşılmaktadır. Aile konutu üzerinde hak sahibi olan koca, bu hakkını, eşinin rızasını almaksızın annesine temlik etmiştir. Payı devralan davalı Hikmet ’in kazanımı İyiniyetli olmadığına göre korunamaz. (TMK. md.1023) Öyleyse, Hikmet’e yapılan 3/4 payın temlikine ilişkin işlemin Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi gereğince iptaline karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu bakımdan davalı Hüsnü ile davalı-davacı Hikmetin bu payla ilgili kurulan hükme ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.” Y2HD, 21.06.2010, 2***2-1***0

Bu karara itiraz edilen bir karşı oy mevcuttur.

Karşı oy: “Dava konusu taşınmaz, davalı Hüsnü ve annesi Hikmet’e miras bırakan Yusuf tan intikal etmiş, taşınmaz üzerindeki elbirliği mülkiyeti 19.3.2007 tarihinde paylı mülkiyete dönüştürülmüş, davalı Hüsnü, taşınmazdaki 3/4 payını 26.3.2007 tarihinde diğer paydaş (annesi) Hikmet’e devir ve temlik etmiş, davalı Hikmet bu tarihte taşınmazın tamamına sahip olmuştur. Taşınmazın, paylı mülkiyet kurulduktan sonra paydaşlar arasında aile konutu olarak kullanılmasına ilişkin yapılmış bir anlaşma bulunmamaktadır. Paylı mülkiyette, taşınmazdan yararlanma ve kullanım şekli için paydaşların oybirliği gereklidir. (TMK. m.689/1) Paydaşların taşınmazdan yararlanma ve kullanım şekli hakkında oybirliğiyle aldıkları bir karar bulunmadıkça paylı mülkiyet sonrasında artık aile konutu olarak kullanıldığı kabul olunamaz. Davacının eylemli olarak taşınmazda oturuyor olması, o yerin aile konutu olduğunun kabul için tek başına yeterli değildir. Bu bakımdan davacı Medine’nin açmış bulunduğu tapu iptali ve tescil davasının reddi gerektiği düşüncesiyle değerli çoğunluğun bu davaya İlişkin onama görüşüne iştirak etmiyorum.”

Birlikte Yaşamaya Ara Verilse de Uygulanır

Ortak hayat sebebiyle eşlerden birinin;

  • Kişiliği,
  • Ekonomik güvenliği,
  • Ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü

sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.

Aile mahkemesi hakimi birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.

“…Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. (HUMK. md.76) Davalı-davacı kadın dava dilekçesinde dava konusu aile konutu ile ev eşyalarından yaralanma konusunda tedbir niteliğinde olmak üzere tahsisini İstemiştir. (TMK md. 197/2) Toplanan delillerden koca tarafından kiralanan taşınmazın aile konutu olduğu anlaşılmaktadır. Bu isteğin kabulü gerekirken reddi doğru olmamıştır.” Y2HD, 12.04.2007, 1***8-6***6

Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hale gelmesi üzerine de açıkladığımız istemlerde bulunabilir.

Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hakim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki İlişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.

TMK. m. 197 hükmü altından düzenlenen Birlikte yaşamaya ara verilmesi kararı ile evlilik sonlanmış sayılmayacağından bu karar TMK. m. 194 uygulamasına engel oluşturmaz.

Aile mahkemesi hakimi birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanmıyorsa aile konutunun malik olan eşe teslimine de karar veremez.

“..Davacı; davalı aleyhine açtığı boşanma davasının reddedildiğini, sözü edilen dava açılmadan önce ayrıldıklarını, boşanma davasının reddinden sonra da bir araya gelmediklerini davalının Eskişehir Gündoğdu mahallesinde kendine ait bir evi olduğu, bu evi kiraya vererek kira gelirinden yararlandığı halde; halen davacıya ait 734 parseldeki (16) nolu bağımsız bölümde davalının oturmaya devam ettiğini, davalının kendi evinde oturabileceğini ileri sürerek, (16) bağımsız bölüm numaralı konutun kendisine teslimine karar verilmesini istemiştir. Dava konusu 734 parsel sayılı ana taşınmazdaki (16) bağımsız bölüm nolu (mesken) niteliğindeki taşınmaz, tapuda davacı adına kayıtlı olup, bu taşınmazın tapu kütüğüne 9.2.2004 tarihinde “aile konutu” olduğuna ilişkin şerh konulmuştur. Bu şerh hukuki varlığını devam ettirmektedir. Davacının, aile konutu şerhinin kaldırılmasına ilişkin bir davası bulunmamaktadır. Şerh, kaldırılmadıkça veya hukuki dayanağı kalmadıkça konutun bu niteliğini devam ettirdiği kabul edilir. Davacının, davalı eşi aleyhinde 3.3.2004 tarihinde açtığı boşanma davası kusurlu görülerek reddedildiğine göre, birlikte yaşamaya ara verilmesinde davalıya atfedilebilecek bir kusur da bulunmamakta, haklı bir sebep olmaksızın davalıyla birlikte yaşamaktan kaçınanın davacı olduğu anlaşılmaktadır. Konutun “aile konutu” olduğuna ilişkin özgülendiği amaç değişmediğine evlilik birliği de devam ettiğine göre, davalının kendine ait bir evin bulunması aile konutu olan davacıya ait taşınmazdan davalının yararlanma hakkını ortadan kaldırmaz. Davacının bu konuttan sadece kendisinin yararlanmasına ilişkin İsteği de ayrı yaşamakta haklı olmadığından kabul edilemez. (TMK. md. 197/2) O halde isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 06.07.2009, 6***2-1***5

Boşanma veya Evliliğin İptali Davası Açılsa da Uygulanır

TMK m. 169 hükmüne göre; Boşanma veya ayrılık davası açılınca aile mahkemesi hakimi, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır. Bu önlem TMK. m. 194 uygulamasına engel oluşturmaz.

“..Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı-davalının ortak konut üzerinde boşanmadan sonra kendisine kullanma hakkı tanınmasına ilişkin usulüne uygun harcı verilerek açılmış bir dava-sının bulunmamasına, dava dilekçesinde yer alan ortak konutla ilgili talebin Türk Medeni Kanununun 169. maddesi çerçevesinde önlem niteliğinde olup, mahkemece 02.10.2006 tarihli oturumda bu hüküm çerçevesinde önlemin alınmış olmasına göre, tarafların yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına,” Y2HD.02.03.2010,1***4-3***9

Eşlerden birinin istemi üzerine aile mahkemesi hakimi TMK. m. 199 hükmüne göre ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine de karar verebilir. Aile mahkemesi hakimi bu durumda gerekli önlemleri alır. Hakim, eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re’sen durumun tapu kütüğüne şerh edilmesine karar verir.

TMK m. 160. Hükmüne göre; evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Evliliğin iptali davası açılınca aile mahkemesi hakimi, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır. Bu önlem TMK. m. 194 uygulamasına engel oluşturmaz.

Ayrılık Kararı Verilse de Uygulanır

Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir. Aile mahkemesi hakimi ayrılık davası açılınca, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.

Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir. Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.

Ayrılık kararı ile evlilik sonlanmış sayılmayacağından bu karar TMK. m. 194 uygulamasına engel oluşturmaz.

Konuttan Uzaklaştırma Olsa da uygulanır

Aile konutu olarak Özgülenen taşınmazdan fiziksel şiddetle ya da başka bir haksız sebeple eşin kovularak uzaklaştırılmış olması o konutun aile konutu özelliğini ortadan kaldırmaz.

“..Dava konusu taşınmazın 1/2 payının davacı kocaya ait olduğu, diğer 1/2 payının da üçüncü kişiye ait iken davacı koca tarafından 16.03.2006 tarihinde satın alındığı, bu tarihten sonra, o zamana kadar oğlunun yanında kalan davalı kadının bu konuta dönerek davacı ile bir süre birlikte yaşadıkları, daha sonra davacının davalı eşini bu konuttan uzaklaştırdığı, birlikte yaşayacakları başka bir konut da göstermediği anlaşılmaktadır .Tarafların evlilik birliği devam etmektedir. Davacı eşe ait dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu ve bu niteliğini koruduğu toplanan delillerle gerçekleşmiştir. Davacı, yeni bir konutun aile konutu olarak belirlenmiş olduğuna ilişkin bir delil de getirememiştir. Davalı kadının, dava konusu taşınmazdan uzaklaştırılmış olması bu konutun aile konutu olma niteliğini etkilemez. O halde isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde aile konutu şerhinin kaldırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD, 01.05.2008, 1***2-6***2 Bu karar için bir karşı oy mevcuttur.

Karşı oy: “ Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerekir. Açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun bozma doğrultusunda oluşan görüşüne katılmıyorum.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here