Eşin Açık Rızası Alınmamış Olmalıdır

0
86
Eşin Açık Rızası Alınmamış Olmalıdır
5 (100%) 1 vote

Eşin Açık Rızası Alınmamış Olmalıdır

Aile konutunun devrine ilişkin işlemin iptalinin istenebilmesi için işlemin eşin açık rızası alınmadan yapılmış olması gerekmektedir. Açık rıza ancak belirli olan bir işlem için verilebilir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun m. 194 f. I hükmü ile aile konutunun başkalarına devri diğer eşin rızasına değil de açık rızasına bağlanmıştır. Rızanın sözlü olarak verilmesi yeterli görülse idi rızasına deyişi maksadı anlatmaya yeter de artardı bile.

İşlem Tarafı Üçüncü Kişi İyiniyetli Olmamalıdır

Aile konutunun devrine ilişkin işlem eşin açık rızası alınmadan yapılmış olsa bile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımının korunması görüşündedir.

“..Dava konusu taşınmazın aile konutu olduğuna dair davacı ile davalı Muhterem Dinç arasında bir çekişme yoktur. Taşınmaz davalı koca Muhterem Dinç tarafından 6.12.2005 tarihinde diğer davalı Şevket Bolu’ya satılmıştır. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi, eşlerden birinin diğerinin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyeceğini, aile konutunu devredemeyeceğini veya aile konutu üzerindeki haklan sınırlandıramayacağını hükme bağlamıştır. Toplanan delillerden, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, satın alan davalı Şevket Bolu’nun bu yerin aile konutu olduğunu ve davacı kadının satışa rızası bulunmadığını bildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi koşullan gerçekleşmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Y2HD, 22.09.2008, 1***1-1***3

Karşı oy yazısı: Rıza alınmadan yapılan işlem kesin hükümsüz olmakla davanın bu gerekçe İle kabulü gerekliğinden değerli çoğunluğun farklı görüşüne katılmıyorum

“..4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe girmiş, yeni kanunun 194. 240, 254, 279, 652. maddelerinde “aile konutu” adı altında yeni bir hukuki kavram getirilmiştir. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi “eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki haklarını sınırlandıramaz” hükmünü içermektedir. Bu düzenleme ile tapu sicilinde konutun maliki olarak gözüken eşin, hukuki işlem özgürlüğü diğer eşin açık onayına bağlanmıştır. Amaç aile konutunu ve bu konutla ilgili kanuni hakları koruma altına almaktır. Bu koruma evlilik birliği devam ettiğine göre 4721 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 1.1.2002’den önce edinilmiş aile konutları için de geçerlidir. Toplanan delillerden dava konusu taşınmazın eşler tarafından kendilerine aile konutu olarak özgülendiği tartışmasızdır. Davalı Kenan Alpay evi görmeden satın almış, halen evde davacı ile davalı eş oturmakta olup, evin 59.000 TL’ye alındığı üzerinde 240.000 TL. lik ipotek bulunduğu bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve davalı Kenan Alpayın taşınmazı satın alırken yapılan işlemin aile konutu ile ilgili olduğunu ve işlemin tarafının evli olduğunu bildiği ve kötü niyetli olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar karşısında davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi uygun görülmemiştir. Y2HD, 12.03.2009, 1***2-4***6

“..Türk Medeni Kanununun 194’ncü maddesi gereğince eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez. Rızayı sağlamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini İsteyebilir. (TMK.md. 194/2) Dava konusu meskenin aile konutu olduğu, hak sahibi olan kocanın, eşinden habersiz olarak bu taşınmazı 23.06.2006 tarihinde diğer davalı Fatih’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır. Yapılan bu İşleme davacının açık rızası bulunmadığından, devir geçersizdir.(TMK. md. 194/1) Konutu devralan davalı Fatih’in kazanımının korunması için İyİniyetli olması gerekir.(TMK. md.1023) Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı Fatih’in tarafların aile dostu olduğu, yapılan işlemin aile konutuyla ilgili ve işlemin tarafı olan davalı Ömer’in evli olduğunu bildiği gerçekleşmiştir. Bu durumda davalı Fatih Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinden yararlanamaz. Kanun diğer eşin açık rızasını aradığına göre davacının devir işlemini öğrendikten sonra dava hakkını kullanması da dürüstlük kuralına (TMK. md.2) aykırı davranış olarak görülemez. O halde isteğin kabulü gerekirken reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 19.11.2009, 1***8-2***0

“..Dava konutu taşınmazın tapu kütüğünde aile konutu şerhi bulunmamakla birlikte, satış tarihi olan 15.8.2008 tarihinde ve öncesinde fiilen aile konutu olarak kullanıldığı davacı ve davalı Uğur’un 1993 tarihinde evlendikleri, evliliklerinin halen devam ettiği hususları sabittir. Üçüncü kişi davalı Naim’im satış öncesi evi gezip gördüğü, bu yerin aile konutu olarak kullanıldığını bilerek aldığı anlaşılmaktadır. Davalı Naim ve dinlettiği bazı tanıkları, evin gezilmesi sırasında davacının da evde bulunduğunu ve ses çıkarmadığını bildirmişler, davacı ve tanıkları ise davacının satışa rızasının bulunmadığını, köyden döndüğünde satışı öğrenmesi nedeniyle kocasıyla ve satışa aracılık eden davalı tanığı Selahattin ile kavga ettiğini belirtmişlerdir. Toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını davalı Naim’in bildiği ve davacının açık rızası olmaksızın (TMK.md.194) taşınmazı satın aldığı hususları gerçekleşmiştir. Bu durumda, davalı yararına Türk Medeni Kanununun 1023.madde koşullarının gerçekleştiğinden de söz edilemez. Davanın kabulü gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD, 04.10.2010, 1***1-1***8

“..Dava konusu taşınmazın davacı ile eşinin aile konutu olduğunda taraflar arasında bir çekişme bulunmamaktadır. Konut üzerinde hak sahibi olan davalı kocanın, eşinin rızasını ve onayını almadan bu konutu, boşanma davasının açılmasından bir gün sonra 10.01.2008 tarihinde diğer davalı Mustafa’ya devrettiği anlaşılmaktadır. Devrin gerçekleştirildiği tarihte taşınmazın tapu kütüğünde aile konutu olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre devralan kişinin kazanımı, ancak iyiniyetli olması halinde korunabilecektir. (TMK.md. 1023) Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, taşınmazı devralan davalı Mustafa’nın davacı ve eşiyle ailece görüştüğü, işlemin aile konutu ile ilgili ve bu yeri kendisine devreden Selçuk’un da davacıyla evli olduğunu bildiği gerçekleşmiştir. 0 halde devralan Mustafa’nın iyiniyetli olduğu kabul edilemez. iyi niyete dayanmayan kazanımı da korunamaz. Öyle ise aile konutunun devrine ilişkin tasarruf işleminin iptali ile tapunun önceki hale iadesi yönünde hüküm tesisi gerekirken isteğin reddi usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD. 06.04.2010, 2***9-6***3

‘‘..Dava konusu taşınmazın aile konutu olarak özgülendiği, hak sahibi olan davalı kocanın, davacının rızasını almaksızın bu taşınmazını 12.09.2003 tarihinde diğer davalı Şenol’a devrettiği anlaşılmaktadır. Toplanan delillerden, devralan Şenol’un yapılan işlemin aile konutuyla ilgili olduğunu ve işlemin tarafı olan Mümin’in evli olduğunu bildiği gerçekleşmiştir. Bu durumda devirden önce davacının rızasının alınmamış olması da nazara alındığında davalı Şenol’un iyiniyetli olmayan kazanımı korunamaz. (TMK.md. 1023) 0 halde dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine, davalı Şenol üzerindeki tapu kaydının iptali ile Mümin üzerine tesciline ve taşınmazın tapu kütüğüne Türk Medeni Kanununun 194/3. maddesi gereğince konutla ilgili şerh konulmasına karar verilmesi gerekirken, bu İsteklerin reddi isabetsizdir.” Y2HD, 14.09.2009, 1***8-1***0

“..Dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, kocanın daha önce açtığı boşanma davasının reddedilmesinden sonra, davacı ve ortak çocukların bu evde oturmaya devam ettikleri tartışmasızdır. Konut üzerinde hak sahibi olan davalının (kocanın), eşinin rızasını almadan, aile konutunu 7.3.2006 tarihinde diğer davalı Ekrem’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır. Taşınmazın devrinden önce, tapu kütüğünde konutun aile konutu olduğuna ilişkin bir şerh bulunmamaktadır. Bu durumda; kural olarak, tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. (TMK.md. 1023) Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, aslolan iyi niyetin varlığıdır. (TMK.md.3/1) Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen Özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. (TMK.md.3/2) Konutu devralan davalı Ekrem’in, tapudaki satıştan önce konutu görmek için gittiği, devreden davalı Hakan’ın evli ve yapılan işlemin aile konutuyla ilgili olduğunu bildiği, tapudaki devir gerçekleştikten sonra aynı gün Kayseri 3. Noterliğinden evi boşaltması için davacıya ihtar gönderdiği toplanan delillerle gerçekleşmiştir. O halde davalı Ekrem’in kötü niyetli olduğu kanıtlanmış olup, kazanımı korunamaz. Bu açıklamalara göre davanın kabulü gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 16.06.2009, 4***5-1***1

“..Davacı Meryem Bülbül, eşi davalı Mustafa Bülbül’e ait 206 ada 40 parselde kayıtlı 6 nolu bağımsız bölümün 7.1.2005 tarihinde diğer davalı Halime Çalışkan’a satıldığım, yerin aile konutu olduğunu ileri sürerek tapusunun iptali ile davalı eşi adına tescilini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu yerin aile konutu olarak özgülendiğİ tartışmasızdır. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi uyarınca “eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez; aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.” Türk Medeni Kanununun 1023. maddesine göre “tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” Toplanan delillere göre, davacı Meryem, davalı Halime’nin taşınmazı satın alırken bu yerin aile konutu olduğunu ve kendisinin rızasının bulunmadığını bildiğini ispatlayamamıştır. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 21,04.2009, 2***2-7***1

“..Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, davalı kocanın; davacıyı evden kovduğu, bundan sonra 31.10.2005 tarihinde konutu yeğeni olan diğer davalı İzzet Yücel’e devrettiği, 18.01.2006 tarihinde de davacı aleyhinde boşanma davası açtığı, boşanma davasının Ankara 8. Aile Mahkemesinin 2006/36 esas sayılı dosyası ile halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. (TMK.md. 194/1) Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmaksızın kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir. (TMK.md. 194/2) Açıklanan hüküm gereği aile konutunun devrine ilişkin işlemin geçerliliği, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Rıza alınmadan yapılan işlem geçersiz olup, bu geçersizlik konutun korunma süresi zarfında olmak kaydıyla her zaman ileri sürülebilir. Konut üzerinde hak sahibi olan davalı eş, davacının açık rızasını almaksızın konutu diğer davalıya devrettiğine ve devralan davalı İzzet Yücel’in de kötü niyetli olduğu gerçekleştiğine göre konutla ilgili davacının tapu iptali ve tescile ilişkin İsteğinin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 13.11.2008. 1***1-1***9

Üçüncü kişinin iyiniyeti konusunda taraf delilerinin toplanıp delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir

Bu konuda Yargıtay uygulamasına örnekler verelim:

“…Olayları açıklamak taraflara hukuki değerlendirme hakime aittir. Davacı kadın, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti ile diğer davalıya yapılan satış işleminin muvazaalı olması nedeniyle tapu kaydının iptalini istemiştir. Taşın-mazın aile konutu olup olmadığının ve davalı kocanın devir işleminin muvazaalı olup olmadığının belirlenmesine yönelik taraf delilerinin toplanıp delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde ret karan verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD, 26.01.2005, 1***0-7***0

“…Olayları açıklamak taraflara hukuki değerlendirme hakime aittir. Davacı kadın, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti ile diğer davalıya yapılan satış işleminin muvazaalı olması nedeniyle tapu kaydının iptalini istemiştir. Taşınmazın aile konutu olup olmadığının ve davalı kocanın devir işleminin muvazaalı olup olmadığının belirlenmesine yönelik taraf delilerinin toplanıp delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD, 20.09.2004. 9***6-1***4

“…. Olayları açıklamak taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. Dava aile konutu olduğu iddia edilen taşınmazın 3. kişiye muvazaalı olarak devrinin iptaline ilişkindir. (HUMK. md. 76 ) Tarafların bu konudaki delillerinin toplanarak birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ve yanlış nitelendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.”  Y2HD, 19.09.2005, 1***3-1***4

İşlem tarafı olan üçüncü kişi dava konusu aile konutunu bir başkasına devretmiş olabilir.

Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.

Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir. Diğer bir ifadeyle işlem (Aile konutunun devrine ilişkin işlem) tarafı olmayan üçüncü kişilerin iyiniyeti korunur.

“..Dava konusu taşınmazın, davacının eşi Süleyman tarafından 18.2.2005 tarihinde davalı Haluk’a devredildiği, Haluk’un da 17.3.2005 tarihinde davalı Faruk’a sattığı, Faruk’un ise bu taşınmazı 19.4.2006 tarihinde davalı İsmail’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır. Davacı ile eşi Süleyman’ın aile konutu olan taşınmazın, hak sahibi olan koca tarafından üçüncü kişiye devri, davacının açık rızasını gerektirmektedir. (TMK.md.l94/1) Bu rıza alınmamıştır. Taşınmazın tapu kütüğünde konutla İlgili bir şerh de bulunmamaktadır. Bu durumda devralan Haluk’un iyiniyetli olması halinde kazanımı korunacak (TMK.md. 1023), kötü niyetli ise kazanımı korunmayacaktır. Bu ikinci halde Haluk üzerindeki tescil, yolsuz tescil niteliğini alacaktır. (TMK.md. 1024/2) Ne var ki, devralan Haluk, bu taşınmazı Faruk’a, Faruk da 19.4.2006 tarihinde davalı İsmail’e devretmiştir. Haluk’un Faruk’a, Faruk’un da ismail’e devrinde Türk Medeni Kanunun 194.maddesi koşulları artık aranmaz. Bu durumda taşınmazı en son devralan davalı İsmail, kendisine bu taşınmazı devreden Faruk üzerindeki tescilin yolsuz olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu tescile dayanamaz. (TMK.md. 1024/1) Davalı İsmail’in, taşınmazı kendisine devreden Faruk üzerindeki tescilin yolsuz olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiğine ilişkin bir delil bulunmamaktadır. İsmail sicile itimat ederek taşınmazı iktisap etmiştir. Kötü niyetli olduğu kanıtlanamamıştır. Öyleyse davanın reddi gerekirken kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 22.02.2010. 2***6-3***2

“..Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, dava konusu taşınmazın davacı ile eşinin aile konutu olduğu hak sahibi olan davalı Aslan’ın bu taşınmazını, eşinin rızası bulunmaksızın 4.10.2006 tarihinde diğer davalı Mustafa’ya devrettiği, Mustafa’nın da 11.10.2006 tarihinde davalı Döndü’ye devrettiği anlaşılmaktadır. Davacının talebiyle taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla, tapu kaydı üzerine Mersin 3.Aile Mahkemesinin 15.9.2006 tarihli kararıyla konulmuş bulunan ihtiyati tedbirin, davalı Aslan’ın başvurusu üzerine aynı mahkemece 27.09.2006 tarihinde kaldırıldığı, davalı Aslan’ın, taşınmazı bundan sonra Mustafa’ya devrettiği aile konutunu devralan davalı Mustafa’nın; bunu kendisine devreden Aslan’ın 2000 ve 2001 yıllarında eşi aleyhine açmış olduğu ve retle sonuçlanan boşanma davalarında, avukatı olarak vekalet görevini üstlendiği, 2002 yılında davacının açtığı nafaka davasında da, davalı vekili olarak aynı kişiyi temsil ettiği, taşınmazı Mustafa’dan devralan davalı Döndü’nün de, bu meskenin bulunduğu apartmanda oturduğu ve davacı Ayşe’nin uzun süredir komşusu olduğu, konutta davacının oturduğunu ve eşlerin yaklaşık on senedir fiilen ayrı yaşadıklarını bildiği, toplanan deliller ve tanık beyanları ile davalı Döndü’nün 16.3.2007 tarihli oturumdaki beyanı ile gerçekleşmiştir. Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz üzerinde hak sahibi olan eş davalı Aslan’ın, bu taşınmazı davalı Mustafa’ya devri, eşinin rızası bulunmadığından, bu rıza verilinceye kadar geçersizdir. (TMK.md.194/1) Davacının rızası bulunmamaktadır. Taşınmazın tapu kütüğünde aile konutu olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, devralan Mustafa’nın kazanımı ancak iyiniyetli olması halinde korunabilir. (TMK.md. 1023) Mustafa’nın, yapılan işlemin aile konutuyla ilgili ve işlemin tarafı olan Aslan’ın da davacı ile evli olduğunu bildiği, bu bakımdan iyiniyetli olmadığı ve kazanımın korunamayacağı yukarıda açıklanan ve gerçekleşen olgular karşısında açık ve tartışmasızdır. O halde, Mustafa üzerindeki tescil, yolsuz tescil niteliğindedir. (TMK.md. 1024/2) Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. (TMK.md. 1024/1) Taşınmazı davalı Mustafa’dan devralan davalı Döndü’nün taşınmazın Mustafa’ya devrinin bağlayıcı bir işleme dayanmadığını bildiği de toplanan delillerle kanıtlanmıştır. Gerçekleşen bu fiili ve hukuki durum karşısında, davanın kabulü gerekirken reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 17.09.2009, 1***2-1***1

“..Dava konusu taşınmazın davacı ile davalılardan Ali Rıza Pandul’un aile konutu olduğunda tarafların arasında bir çekişme bulunmamaktadır. Konut üzerinde hak sahibi olan Ali Rıza Pandul’un, bu taşınmazını 21.03.2007 günü 5162 yevmiye nolu işlemle saat 11.32’de kızkardeşi diğer davalı Hamdiye Selim’e devrettiği, devralan Hamdiye’nin de aynı gün ilk işlemden yirmi İki dakika sonra saat 11.54’de 5166 yevmiye nolu işlemle, kocanın ortağı olduğu dava dışı Emek Pınar Pazarlama Turizm Gıda Tic.Ltd. Ştİ.’nin doğmuş ve doğacak borçlarına teminat oluşturmak üzere diğer davalı Birmaş Tüketim Malları A.Ş. lehine taşınmaz üzerinde ipotek tesis ettirdiği anlaşılmaktadır. Aile konutunun, hak sahibi koca tarafından davalı Hamdiye’ye devrinin geçerliliği, yasal olarak davacı eşin açık rızasına bağlıdır. (TMK .md. 194/1) Devir işlemi bu rıza alınmadan gerçekleştirildiğine göre devralanın kazanımı; ancak İyiniyetli olması halinde korunabilir.(TMK.md.l023) Taşınmazı devralan Hamdiye, devredenin kızkardeşidir. Yapılan devir işleminin aile konutuyla ilgili olduğunu bilmiyor olması mümkün değildir. Öyleyse, Hamdiye’nin taşınmazın mülkiyetini kazandığı kabul edilemez. Rıza alınmadan gerçekleştirilen işlem bağlayıcılığı olmadığına göre, Hamdiye üzerindeki ayni hak tescili yolsuz tescil niteliğindedir. Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ve bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi ise; bu tescile dayanamaz.(TMK.md. 1024/1) Toplanan delillerden ve işlemlerin yapılış sırası ve saatine göre taşınmaz üzerinde lehine ipotek tesis edilen Birmaş A.Ş.’nin yolsuz tescili bildiği sabit olmuştur. O halde ipotek tesisine ilişkin tescil işleminin terkinine karar verilmesi gerekirken buna ilişkin isteğin reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD, 23.03.2010, 2***9-5***0

Bu karara karşı oy mevcuttur.

Karşı oy: “..Aile konutunu devralan Hamdiye’nin kötüniyetli olduğu, bu nedenle kazanımının korunamayacağı, onun üzerine “devirle” gerçekleştirilen tescil işleminin “yolsuz tescil” niteliğinde olduğunda değerli çoğunlukla aramda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Ancak, bir tescilin yolsuz olması, ipoteğin dayandığı hukuki nedeni de geçersiz kılmaz. İpotek, bir alacağın teminatıdır. Dayandığı alacak ve rehin sözleşmesi geçersiz ise ipoteğin sicile tescili yolsuz duruma düşer. Davacının ne ipotekle teminat altına alınan alacakla ne de rehin sözleşmesiyle bir ilgisi vardır. İpotek tesis ettiren şahıs, davacının eşi olmadığına göre, ipotek tesisine İlişkin işlem de Türk Medeni Kanununun 194/1.maddesi kapsamında “diğer eşin açık rızasına bağlı” sınırlama işlemi değildir. Davacının ipotek tesis edilen konut üzerinde ayni bir hakkı bulunmamaktadır. O nedenle, ipoteğin kaldırılması isteğinin reddinde bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması gerekliği düşüncesiyle değerli çoğunluğun yukarıda (2.) bentteki bozma görüşüne iştirak etmiyorum.”

Diğer karşı oy: “Davada, ipoteğin kaldırılmasına konu edilen konutun aile konutu olduğu konusunda bir çekişme bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanununun 194.maddesi gereği, aile konutunun devri veya aile konutu üzerindeki hakların sınırlanması diğer eşin “açık rıza” sına bağlıdır. Diğer eşle aile konutunun devri veya hakkın sınırlanması için hukuksal işleme girişenin açık rıza durumunu usulünce kanıtlaması gerekir. İşlemin tarafı olmayan üçüncü kişi, bir başka işlemle benzer bir hak elde etmişse; açık rızanın kanıtlanamadığı durumda, öncelikle Türk Medeni Kanununun 3.maddesi gereğince iyiniyetli sayılmak; kanıt yükü, üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığını ileri süren tarafta olmalıdır. Üçüncü kişinin durumu bildiği veya bilmesi gereken, bir konumda olduğu yani kötüniyetli olduğu kanıtlandığı takdirde kazanımı korunmayacaktır. Davaya konu olayda, davalı üçüncü kişi Birmaş Tüketim Mallan AŞ.’nin işlemde kötüniyetli olduğu usulünce kanıtlanmış değildir. Bunun sonucu olarak; yerel mahkemenin ipoteğin kaldırılmasına yönelik istemin reddine karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının bu yöne ilişkin temyiz İtirazlarının reddiyle, hükmün bu bölümünün de onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle; değerli çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here