4°C
İSTANBUL HAVA DURUMU4°C Kar Yağışlı
DESTEK TELEFONU 0532 442 62 33

Bizden Haberler

Boşanma.org.tr

Aile Konutu Davalarında Açık Rıza Konusu İşlemler

- +

project-image-6

https://bosanma.org.tr/aile-konutu-davalarinda-acik-riza-konusu-islemler/

Aile Konutu Davalarında Açık Rıza Konusu İşlemler

TMK. m. 194 hükmü ile eşlerin hukuksal işlemlerine ilişkin genel kuralın aile konutlarıyla ilgili bir istisnasına yer verilmiştir. Böylece eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilmiştir.

ŞIPKA, TMK. m. 194 hükmü ile gerçekleşen korumanın devletin ya da üçüncü kişilerin müdahalesine karşı olmayıp aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin bazı işlemlerine karşı olduğu düşüncesindedir.

Eşlerden biri, TMK. m. 194 hükmüne göre diğer eşin açık rızası bulunmadıkça,

  • Aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez,
  • Aile konutunu devredemez,
  • Aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.

Görüldüğü üzere söz sahibi olan çocuklar değil diğer eştir.

KİRA SÖZLEŞMESİNİN FESHEDİLMESİ

TMK. m. 194 f.I hükmüne göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez. Alt kira sözleşmesi yapılamayacağı gibi kira hakkının temliki de gerçekleştirilemez

“…Dava dilekçesinde 4.400.00-YTLkira alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptaliyle kiralananın tahliyesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekilince kira alacağı yönünden temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü. Davada; davalının 1.12.2004 tarihli sözleşmeyle davacıya ait taşınmazı kiraladığı, ancak 2006 yılının Ocak, Şubat ve Mart ayı kiralarını ödemediği, sözleşmenin 13.maddesi gereği dönem sonuna kadarki 8 aylık kira bedelinin de muaccel hale geldiği ileri sürülerek, toplam 4.400.00-YTL.kira alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptaliyle %40 tazminatın tahsili ve kiralananın tahliyesi istenilmiştir. Mahkemece; kiralananın davadan sonra 20.9.2006 tarihinde boşaltıldığı, davalının ise 24.6.2005 ten beri kiralanan da oturmadığı, kira sözleşmesini feshettiğine ilişkin ihtarnamenin yine 24.6.2005 te davacıya tebliğ edildiği, bu tarihten sonra ise kiralananda davalının boşanma davası açtığı eşinin oturduğu, davacının da bu durumu bilmek ve sesini çıkarmamakla zımnen onunla olan kiracılık ilişkisini kabul ettiği ve dilerse kira bedellerini ondan isteyebileceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince kira alacağı yönünden temyiz edilmiştir. Borçlar Kanununun 266.maddesine göre; “Kiracı kiralananı ne halde tesellüm etmiş ise kiranın hitamında o halde ve mahalli adate tevfikan geri vermekle mükelleftir.” 1.12.2004 tarihli sözleşme gereğince davacının akidi olan davalı kiracı 15.6.2005 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini ve 2005 yılı sonunda yanlar arasındaki kiracılık ilişkisinin sona erdiğini savunmuş ise de yukarıdaki açık yasa hükmü gereğince kiralananı boşaltarak anahtarlarını davacı kiralayana teslim etmemiştir. Taşınmazdan sadece davalının ayrıldığı, boşanma davası açtığı eşinin İse oturmaya devam ettiği ve eylemli olarak kiralananın davadan sonra 20.9.2006 tarihinde boşaltılarak teslim edildiği sabittir. Türk Medeni Kanununun 194/1 .maddesi “eşlerden biri diğer eşin açıkça rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez; aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmünü içermektedir. Ayrıca hükmün ikinci bendinde de “rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir.” düzenlemesi yer almıştır. Davalı ve eşi arasında görülüp reddedilen, onanmak suretiyle kesinleşmiş olan boşanma dava dosyasından davaya konu taşınmazın “aile konutu” olarak özgülendiği açıkça anlaşılmaktadır. O halde, diğer eşin rızası olmadan veya mahkemece bu konuda tesis edilmiş herhangi bir müdahale kararı bulunmadan “aile konutu” niteliğindeki taşınmazın davalı tarafından tek taraflı olarak feshi sonuca etkili olmayıp, kiralananın boşaltılıp teslim edildiği tarihe kadarki ödenmeyen kira bedellerinden sorumludur. Mahkemece yukarıdaki hususlar düşünülüp tartışılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi yanlış olup, bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince bozulmasına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.5.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” Y3HD, 21.5.2007. 7***7- 8***4

Bu konu İsviçre Medeni Kanununda boşanmanın sonuçtan ile ilgili bölümde düzenlendiği halde Türk Medeni Kanununda yerinde olarak evliliğinin devamı sırasında da kira sözleşmesine taraf olmayan eş mağdur edilebildiğinden söz konusu hüküm evliliğin genel hükümleri kısmında düzenlenmiştir.

4722 SK. m. 9 f. IV hükmüne göre Türk Medeni Kanununun evliliğin genel hükümlerine ilişkin düzenlemeleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan evlilikler hakkında da geçerli olduğundan TMK. m. 185-201 altında düzenlenen evliliğin genel hükümleri arasında yer alan aile konutuna ilişkin hükümler Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan evlilikler hakkında da geçerli olduğuna göre kira sözleşmesinin Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olmasının bu nedenle bir önemi yoktur.

Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa ne olacaktır? Kira sözleşmesinin tarafı olmayan eş, kiralayana bir bildirimde bulunmalıdır. TMK. m. 194 f.IV hükmüne göre kira sözleşmesinin tarafı olmayan eş yapmış olduğu bu bildirimle kendiliğinden sözleşmenin tarafı durumuna gelir. Bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı durumuna gelen eş kira sözleşmesinin tarafı olan diğer eş ile müteselsilen sorumlu olacaktır.

Başka bir anlatımla aile konutu eşlerden birinin kiralaması ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan diğer eş, kiralayana yapacağı bir bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir.

“….Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve Özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine ve özellikle kira ile sağlanmış olan aile konutu hakkında davacının Türk Medeni Kanununun 194/son maddesi uyarınca kiralayana yapacağı bildirim ile sözleşmenin tarafı haline gelmesinin mümkün bulunmasına mahkemenin aile konutu hakkındaki kararının Türk Medeni Kanununun 197/2. maddesi uyarınca konut ve ev eşyasından yasal yararlanmaya ilişkin olduğunun anlaşılmasına göre davacının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.” Y2HD, 17.01.2008, 1***4-2***0

Bildirim şekli yönünden yasada bir sınırlama yoktur.

Yazılı tahliye taahhüdü de aynı bağlamda düşünülmelidir. Bundan böyle tek kutuplu taahhüt de sonuç doğuramayacaktır. Buna karşılık kira parasını ödemede temerrüde düşülmesinde kiralayan icra takibi ile tahliye isteyebilir.

Kiralayana bildirimde bulunan eş diğeri ile birlikte müteselsilen sorumlu olur.

İcra takibinden önce aralarında boşanma davası bulunan eşlerden malik olan eşin satarak tahliye taahhüdüne konu ettiği taşınmazda çocukları İle birlikte oturmakta olan şikayetçi malik olmayan eşin, taahhüdü alan tarafından malik olan eş aleyhine girişilen takipteki hukuki konumunun ne olacağı ve mahkemece taşınmazın Türk Medeni Kanunu’nun 194/1 maddesi anlamında aile konutu niteliğinin araştırılmasının gerekip gerekmediği konusuna açıklık getirilmelidir.

AİLE KONUTUNUN DEVREDİLMESİ

TMK. m. 194 f.I hükmüne göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez.

Kanun koyucunun amacının ailenin bütün olarak korunması olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda barınma konusunda malik olan eşin düşüncesiz hareketleri İle barınma konusunda kendisini olduğu kadar eşi ve çocuğuna da zor durumda bırakması önlenmek İstenilmekle aile konutunun devrine ilişkin işlemlerin ancak diğer eşin açık rızası varsa mümkün olabileceği düzenleme konusu yapılmıştır.

TMK. m.194 hükmünün düzenlenme amacı evlilik birliğinin korunması kapsamında özellikle zayıf durumda bulunan eş ve çocuğun mağdur edilmesinin önlenmesidir.

Eşin rızasını gerektiren devre yönelik hukuki işlemler kural olarak aşağıdaki sağlar arası işlemlerde uygulama alanı bulacaktır;

  • Satış,
  • Bir şirkete sermaye olarak özgüleme,
  • Bağış,
  • Trampa,
  • Satış vaadi sözleşmesinin tapuda şerh verilmesi

Malik olan eş kural olarak ölüme bağlı tasarruflarla sağ eş ve çocuklarının barınma hakkını ortadan kaldırmayacak şekilde işlemde bulunabilir. Ancak malik olan eş/vasiyetçi barınma hakkını zedeleyen işlemlerde bulunabilmesi için de diğer eşin rızasını almalıdır.

Malikin borçları için de olsa aile konutunu satması açık rıza koşulunu ortadan kaldırmaz.

“..Davacı kadın, üzerinde aile konutu şerhi bulunmayan dava konusu meskenin tapuda kayden malik olan davalı eşi Recep Türkmen tarafından, kendisinin rızası alınmadan diğer davalı Abdullah Büyükkendirli’ye satıldığını, söz konusu taşınmazın aile konutu olduğunu iddia ederek davalı Abdullah Büyükkendirli adına olan tapu kaydının iptalini, davalı eşi Recep Türkmen adına tesciline ve tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Türk Medeni Kanununun I94.maddesi uyarınca, eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kıra sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Eşlerin dava konusu olan evi aile konutu olarak kullandıkları tartışmasızdır. Davalı Abdullah Büyükkendirli’nin bu yeri satın alırken aile konutu olduğunu ve davacı eşin satışa rızası bulunmadığını bildiği dosya kapsamı ile sabittir. Davalı kocanın borçları için de olsa aile konutunu satması açık rıza koşulunu ortadan kaldırmaz. Tapuda aile konutu şerhi olmasa da iyiniyetli olmayan alıcının iktisabı korunmaz (TMK md. 1023).Açıklanan nedenlerle davacı kadının tapu iptali tescil ve aile konutu şerhi konulmasına ilişkin İstemlerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD, 24.06.2010, 9***3-1***8

Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 652 f. I hükmüne göre eşlerden birinin ölümü halinde tereke mallan arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.

TMK. m. 194 sınırlamasını sadece sağlar arası tasarruflara özgü kılıp ölüme bağlı tasarrufları ayrık tutmak (TMK. m. 652 hükmünü uygulanamaz hale getirmek.) Kanun Koyucunun ailenin barınma olgusunu güvence altında tutmak amacı ile asla bağdaşmaz.

Barınma hakkını zedeler nitelikteki aile konutuna ilişkin ölüme bağlı tasarruf diğer eşin rızası alınmadan yapılmışsa TMK m. 194 hükmünde yer alan emredici düzenlemeye aykırı ölüme bağlı tasarruf konusunda TMK. m. 557 b. 4 hükümlerine göre o tasarrufun iptali davası açılabilir.

Aile konutunun olası miras payına mahsuben ivazlı feragate konu olması diğer eşin rızası ile mümkündür.

AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ HAKLARIN SINIRLANMASI

Aile konutunun maliki olan eş aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde tek başına bir ayni hakla sınırlandıramaz.

TMK. m.194 f.I hükmüne göre aile konutunun maliki olan kişi eşinin rızasını alarak aile konutu üzerindeki hakları sınırlayabilir.

Eşinin rızasını sağlayamayan veya haklı bir neden olmadan kendisine rıza verilmeyen eş aile konutu üzerindeki hakları sınırlayabilmek için aile mahkemesi hakiminin müdahalesini isteyebilir.

Aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılmasına aşağıdaki örnekleri verebiliriz;

  • Aile konutu üzerinde üçüncü kişi yararına oturma hakkı kurulması,
  • Aile konutunun içinde yer aldığı terekeye ilişkin mirasçı eşin diğer mirasçılarla paylaşım sözleşmesi yapması.
  • Aile konutu üzerinde üçüncü kişiye kiraya vermek amacıyla kira sözleşmesi yapılması,
  • Aile konutu üzerinde üçüncü kişi yararına üst hakkı kurulması,
  • Aile konutu arsa üzerinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılması,
  • Aile konutu üzerinde üçüncü kişi yararına intifa hakkı kurulması,
  • Aile konutuna ilişkin olarak ortak eşin ortaklığın giderilmesini (İzale-i şüyu) talep etmesi,
  • Aile konutu üzerinde sahip olunan intifa, üst hakkı ve oturma gibi sınırlı ayni haktan feragat,
  • Aile konutunun ipotek edilmesi,
  • Aile konutundan yararlanma tüzel kişilik üyeliğine bağlanmışsa bu üyeliğin devredilmesi,
  • Aile konutu adi şirketin mülkiyetinde olup ortak eşin yararlanma hakkından feragat etmesi,
  • Aile konutu üzerinde üçüncü kişi ile paydaş eşin paylaşma istemi, (Eş dışındaki paydaş talep etmişse paydaşın eşinin rızasına gerek bulunmamaktadır)
  • Aile konutuna ilişkin olarak adi şirketin tasfiyesinin istenmesi,
  • Aile konutu üzerinde barınma hakkını engelleyen geçit ya da mecra irtifakı tesisi,
  • Aile konutunun içinde yer aldığı terekede hak sahibi eşin mirası reddetmesi,
  • Aile konutu üzerinde rehin tesisi,
  • Aile konutu üzerinde üçüncü kişi yararına koşulsuz yararlanılabilecek ve şerh edilen alım (iştira) hakkı kurulması vb.

Sayılan bu hallerde aile konutunun maliki olan kişi ancak eşinin rızasını alarak aile konutu üzerindeki hakları sınırlayabileceği için eşinin rızasını sağlayamayan veya haklı bir neden olmadan kendisine rıza verilmemiş olan eş aile konutu üzerindeki söz konusu hakları sınırlayabilmek için hakiminin müdahalesini istemelidir.

Bilinmelidir ki eş ve çocukları barınma hakkından yoksun bırakma tehlikesi doğuracak her türlü hukuki işlemde diğer eşin rızası alınmalıdır.

Uygulamamızdan eş ve çocukları barınma hakkından yoksun bırakma tehlikesi doğuracak hukuki işlemlere Örnekler verebiliriz.

“…Davacı, dava konusu yerin aile konutu olduğunu ve bu konuta ilişkin ipotek işleminin iptalini istemiştir. Öncelikle taşınmazın aile konutu olup olmadığı konusunda taraf delillerinin sorulması ve delillerin toplanmasından sonra taşınmazın aile konutu olduğunun belirlenmesi halinde, ipotek işleminin muvazaalı olduğu yolundaki taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.” Y2HD, 06.02.2006, 1***3-1***7

“…Dava konusu gayrimenkul 870 ada 16 parselde kayıtlıdır. Tapu kaydında gayrimenkulün niteliği 2 katlı kargir ev ve arsası olarak belirtilmiştir. Mahkemece usulüne uygun keşif yapılarak 2 katlı evin karı koca (davacı davalı) tarafından tamamının ya da hangi bölümünün aile konutu olarak kullanıldığının tespit edilerek buna göre karar verilmesi gerekirken tamamının aile konutu olarak değerlendirilip ipoteğin iptaline karar verilmesi doğru değildir.” Y2HD, 19.11.2007, 1***2-1***3

Bu karar oy çokluğu ile alınmış olup karşı oy:

“…Davacı kadın, taşınmazın aile konutu olduğunun tespitini ve bu taşınmaz üzerine kendisinin rızası alınmaksızın konulan ipoteğin Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi gereğince kaldırılmasını istemiştir. Mahkemece; taşınmazın aile konutu olduğu, hak sahibi olan davalı kocanın Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi gereğince, bu konut üzerindeki haklarını tek başına sinirilandıramayacağı, ipotek tesisine ilişkin işlemin, davacı eşin rızası alınmadan yapıldığı kabul edilerek, taşınmaz üzerinde bulunan konuta konulan ipoteğin iptaline karar verilmiş; kararı, diğer davalı (ipotek alacaklısı) temyiz etmiştir. Toplanan delillerden, aile konutu olarak özgülenen taşınmazın, tapuda “iki katlı kargir ev ve arsası” vasfıyla kayıtlı olup, tamamının davalı kocaya ait olduğu ve taşınmazın tamamı üzerine, hak sahibi olan davalı kocanın talebiyle, dava dışı Emrah Eczanesi (Emrah Avluk)’un, Hedef Ecza Deposu Ticaret A.Ş.’den almış olduğu veya alacağı nakit veya mal veya hizmet karşılığı, bu şirket lehine 23.1.2004 tarihinde birinci derecede ipotek tesis edildiği anlaşılmaktadır. İpotek tesisine ilişkin işlem, aile konutuyla ilgilidir. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi gereğince, hak sahibi olan koca, taşınmaz üzerindeki haklarını, diğer eşin açık rızası olmadıkça sınırlayamaz. Şu halde, mülkiyet hakkını sınırlayan işlemin geçerliliği, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. İşlem sırasında ve işlemden sonra davacı eşin rızasının alınmadığı, lehine ipotek tesis edilen diğer davalının da kendisinden beklenen özeni göstermediği, yapılan İşlemin aile konutuyla İlgili ve işlemin diğer tarafının evli olduğunu bildiği gerçekleşmiştir. Bu durumda ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiş olması doğrudur. Taşınmaz üzerindeki iki katlı kargir yapının, her bağımsız bölümü İçin kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadıkça, hak sahibinin. bu bağımsız bölümler üzerinde taşınmazın tamamından ayrı ve bağımsız olarak tasarrufta bulunma olanağı yoktur. (Kat Mülkiyeti Kanunu m, 15) Bu nedenle “iki katlı evin” bir bölümünün aile konutu olarak kullanıldığı tespit edilse bile, taşınmazın tamamı üzerine konulmuş bulunan ipoteğin, bağımsız mülkiyet konusu olmayan belirli bir bölümden kaldırılması, ipoteğin aile konutu olarak kullanılmayan diğer bölüm üzerinde kalması yasal olarak mümkün değildir. Açıklanan nedenle, kararın dayandığı delillere ve; kanuni gerektirici sebeplere göre davalının temyiz İtirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.” şeklindedir.

Aile Hukuku, Aile Konutu Davaları, Türk Hukukunda Aile Konutu,